3 Ocak 2008 Perşembe

MARTILAR


Bundan yüzyillar önce deniz asiri, çok güzel bir ülke varmis. Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir krali ve tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kizmis. Kral ona bakilmasini yasaklamis, her gün dolasmak için saray muhafizlari ile sarayin disina çikacagi ilan edildiginde halk egilir ve gözlerini kapatir, ya da evlerine kaçisirmis. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmis. Günlerden bir gün yine prenses dolasmak için çiktiginda; fakir bir köylü delikanli herseyi göze alarak basini kaldirmis ve prensesle göz göze gelmisler... O an fakir delikanli prensese inanilmaz bir askla tutulmus. Prensesin derin bakislarinin da bos olmadigini düsünmüs ve günlerce uyuyamamis. Fakir delikanli ölümü bile göze almak pahasina, prensesi bir kere daha görmek için ugrasmis durmus. Bu arada güzel prenses de onu tutulmus onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmis. Sonunda dayanamayan fakir delikanli her seyi göze alarak gizlice sarayin bahçe duvarina tirmanmis ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmisler. Fakir delikanli hemen duvardan atlamis ve prensesle konusacagi anda saray muhafizlarina yakalanmis. Kralin karsisina çikarilan delikanli ölümle cezalandirilacagini bildiginden krala prensese duydugu askini anlatmis. Kral ölüm emrini verecegi anda prensesin yalvarislarina dayanamayarak delikanliya baska bir ceza vermeyi kabullenmis. Hemen bir gemi hazirlattiran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptirmis ve fakir delikanliyi da o adada yanliz yasamaya mahkum etmis... Aradan bir kaç ay geçmesine ragmen prensesi unutamayan delikanli prensese olan askini kagitlara dökmüs ve martilara anlatmaya baslamis... Artik bütün martilar fakir delikanlinin prensese olan askini anlamis ve yazdigi mektuplari prensese götürmeye baslamislar... Zamanla prensesin de yazmis oldugu mektuplari fakir delikanliya götüren martilar araciligi ile iki gencin arasindaki ask iyice büyümüs. Ta ki... Bir sabah sarayin bahçesinde kahvalti yaparken prensesin odasinin penceresine agzinda bir mektupla konan martiyi kralin görmesine dek. Tabii korkuldugu gibi olmamis... Martilarin bile araci oldugu Iki gencin arasindaki büyük aski anlayamadigi için kendisinden utanmis ve aglayarak kizina sarilan kral, hemen bir gemi göndertip fakir delikanliyi getirtip kendisi ile evlendirecegini söylemis. Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanliya bir mektup yazmis ve olanlari anlatmis. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen martiya da tüm martilarin dügünlerine davetli oldugunu söylemis. Buna çok sevinen marti mektubu bir an önce issiz adaya götürmek için yola çikmis. Tam yolu yarilamisken yanindan geçen bir kaç marti arkadasina haber verip hepsinin dügüne davetli oldugunu söylemek için gagasini açtiginda mektubu düsürmüs. Tüm martilar hep birlikte mektubu aramaya baslamislar. Fakat bir türlü bulamamislar... Bu arada prensesten mektup alamayan asik delikanli, yazmis oldugu mektuplari göndermek için bir tek marti bile bulamamis... Biraz ilerisinde uçuyorlar fakat yanina gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmis... Prensesin kendisini artik unuttugunu, istemedigini, martilarin da onun için yanina gelmedigini sanan delikanli üzüntüsünden sonunda kendisini fenerden kayalarin üzerine atarak intihar etmis. Olanlardan habersiz kralin gemisi adaya vardiginda fakir delikanlinin soguk bedeni ile karsilasmislar... Iste o gün bugündür, martilar o mektubu ararlar. Mektubu bulup, o inanilmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her seyi düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçusup dururlar.

9 Ekim 2007 Salı

ödünç hançer öldürmez beni

''daglarin kuytu tarihlerinde eskiya künyeleri /her dagin bir durusu vardir/ asi gizleri (unutulmus ya da kilitli)/bir ceylanlar tanir,bir güller,bir orman /tümünü kundaklamis sis /müfrezeler gibi akmis ovadan(bir kez bile ardina donup bakmadan)/el yazmasi sevdalardan artakalmis sahtiyan/ ödünç hançer öldürmez beni/ bir küfür gibi kara/kayış dilini ver /binlerce kez açıklasam da/ dilini çözemediğim ihanet/ gel bir daha bende dene kendini/ ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte/ ne ben yenebiliyorum seni/ yazıldığın mevsime çok su ver kendi izinden/ giden yolları suçlarından arındır/ arkanda kaldı seni ilerde bekleyenler/ unutkan şiirler, kopmuş alıntılar/ hiçbir zaman kullanamadığın hatıralarla/ kendine yazdığın yaşam öyküsü!/ah, bu kadar aşk herkesi yanıltır /gelme üstüme /boşalmış yeminlerin bileği /ben sandığın sözcüklere vuran aksimdir/ ödünç hançer öldürmez beni /ya başka bir silah seç kendine/ ya bırak başkasının ellerine ölüm aşkın işidir/ kork benden sevgilim/ ahretin olurum senin /bu kadar çok seven öldürmesini de bilir/ ben seni7 çok yanılmış kalplerin sağlamlığıyla sevdim /gücümdü güçsüzlüğüm/ ey, izini sürdüğüm ruhumdaki kara gölge,/büyüttüğüm oğullarımı bir bir elimden alan hayat/ yanıltma beni, beni bana yakıştır /son darbeden önce ilk sözü söyleyemeyen!/kolay değil ödenmiş hayatın katili olmak/ kör eder hançerini içimin gücü /ölümü göze alan yaşamasını da.. bilir

25 Temmuz 2007 Çarşamba

BEKLEMEK

Diyorlar ki hiç bir şey beklemeyeceksin,beklenti içine girmeyeceksin.beklemediğin bir güzellikle karşılaştığında daha mutlu olursun.hiç bir şey beklemeden ,ummadan nasıl yaşanabilir ki.Bunu uzun bir süre denedim,beklemedim hiç kimseden bir şey.Doğrusu mutluda oldum.hiç kimseden bir şey beklemiyordum.Karşılaştığımda ise gerçekten mutlu oluyordum.Sonra bir şeyler oldu,bir çatlak kalmıştı ruhumda sıvamayı unuttuğum.Ve bu sıvamayı unuttuğum çatlaktan biri sızmayı başardı.ne mi oldu?ben yine beklentisiz yaşamaya devam ederken o bana beklemenin,beklenti içine girmenin kötü bir şey olmadığını,insanların buna ihtiyaç duymasının normal olduğunu,güzel olduğunu söyledi.Daha doğrusu beni sabah günaydınlarına,öğlen günün nasıl geçiyorlara,akşamları doyumsuz sohbetlereve iyi gecelere ve de tatlı rüyalara.Bir zaman sonra azaldı bunlar birer birer.Vakit olmadı nedense koca bir gün nasılsın demeye,çok yorgun olduğu için iyi gecelerde unutulur oldu zamanla.Şimdi ne mi yapıyorum;var gücümle çatlağı sıvamaya çalışıyorum,ne kadar başarılı olurum bilmem ama deneyeceğim,biliyorum ki bir zaman sonra biri yine gelecek ve diyecek ki günaydın,nasılsın,günün nasıl geçiyor,yemek yedin mi,iyi geceler,tatlı rüyalar.GÜLÜP GEÇECEĞİM BU SÖZLERE,ayran budalası gibi kanmayacağım,mutlu olmuş gibi yapacağım,inanmış gibi yapacağım,içimden hep bunlar geçici,devamı yok diye geçireceğim.Bekleme,sonrası yok diyeceğim.hayatı uzun metrajlı bir film gibi değilde ,kısa skeçler halinde yaşamayı öğretiyorlar.kimseye bağlanma,kimseden bir şey bekleme,yarını düşünme,ANI YAŞA! ne söz ama şapka çıkarmak gerek.Gülüp geçeceğim dedim ya,bu konuda samimiyim.düşünsenize yarın bana bırakın güzel sözler söylemeyi nasılsın diye soramayacak kadar yoğun olduğunu söyleyecek birinin sözlerine ne kadar inanılabilir ki.Yok efendim her zaman olmazmış,o zaman baştan söylemeyeceksiniz,ne ise o,etkilemek mi amaç;başardınız,tebrikler,bağlamak mı kendinize,yine tebrik ederiz.ŞİMDİ DURUM KOCAMAN BİR BOŞLUK,yeri dolacak mı ?elbette,bir daha bu kazık yenir mi,büyük bir olasılıkla.insanız yaşarız,hata da yaparız,severiz,sevilmek isteriz,bekleriz,beklenmek isteriz,günler böyle geçip gider ve bir zaman sonra anlatırız BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ.Kopuk olmuştur kelimeler,cümlelerde düşük sanırım,anlamak isteyenler anlamıştır,anlamayanlarda yaşayınca anlarlar.Durup düzeltecek ne zamanım ne de halim var.İÇİMDEN NASIL GELDİYSE ÖYLE YAZDIM.Kusurlarım şimdiden affola,olmasa da bunu sorun edecek durumda değilim çünkü affedilmek gibi bir beklentim yok.

25 Haziran 2007 Pazartesi

Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan/iki ayrı yürekte durmadan kanayan/Seydunayla Şahrud/yüreklerin akarken bıraktığı izi/birbirlerinin gözlerinde aradılar/yoktu/iki iklim faklıydılar/ne zaman gözgöze değseler/yangın çıkmayacak denli uzaktılar/yanlızca aynaların dökülen sırına yansırdı /üçüncü bir kente düşmüş suretleri./Şahrud gökyüzü geliniydi/yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri/bir soluk rüzgarda bile/usul usul kanardı gelincik bedeni/Seyduna yeryüzü cehennemi/ölüm çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını/yanlız ufuk çizgisinde buluşurlardı/onuda güneş günde iki kez ateşe verirdi/iki iklim ayrıldılar/ya Şahrud dedi Seyduna/gözlerime mermi diye sevdamı sürdüm/ardına bakma gözyaşımla vurulursun/su gibi git/Şahrudun yüzüne keder mayın gibi durdu/ve zaman gözlerini yeşilinde kurudu/hüzün bir buda heykeli gibi çırılçıplak/yüzlerine oturdu/rivayet o dur ki/Şahrud vardığı denizlerde hala/Seyduna türküleriyle uyanmakta/Seyduna Şahrudun gözlerinden kalan/masalla yaşlanmakta...

24 Haziran 2007 Pazar

yaşamın kıyısında gezinmeyi sevenlere

24 haziran 2007 günlerden pazar,bir neşeli gün geçirip,bir neşeli konuşmak,bir neşeli yazmak geliyor içimden.Olmuş ve olacak,yaşanmış ve yaşanacak bütün acılara dertlere,kederlere,sevgilere ve anlara şöyle fiyakalı bir selam verip,EYVALLAH diyerek ve kabüllenerek yaşamın acı tatlı bütün anlarını,içten bir gülümseme göndererek sevgililere ve de dostlara,gönlümden kopardığım sevgi lokmalarını uzatarak merhaba diyorum...